Bir Soru, Bir Akşam ve İçimde Kalan Eksik Bir Şey
Merhaba Elimar ziyaretçileri! Günümüzün konusu: “Baro yönetim kurulu kaç üye”. Hazırsanız başlayalım!
Kayseri’nin akşamları bana hep biraz ağır gelir. Sanki hava bile konuşurken kelimelerini seçer. O gün de öyleydi. Cebimde katlanmış bir kâğıt, içimde yarım kalmış bir karar ve kafamda dönüp duran tek bir soru vardı: Baro yönetim kurulu kaç üye?
Bunu neden bu kadar kafama taktım, hâlâ tam bilmiyorum. Ama bazı sorular vardır ya, cevabı önemli olduğu için değil, insanın içinde bir yere dokunduğu için kalır. Benim için o gün öyle bir şeydi.
Üniversiteden çıkmıştım. Hukuk fakültesi koridorlarında yankılanan ayak sesleri hâlâ kulağımdaydı. Herkes kendi yoluna dağılmıştı ama ben olduğum yerde biraz fazla kalmışım gibi hissediyordum. Sanki herkes bir yere varmış da ben “nerede kaldık biz?” diye soruyordum.
Koridorda Başlayan Hikâye
O gün ders bitmişti. Hoca, “meslek örgütlenmesi” konusunu anlatmıştı. Her zamanki gibi notlarımı almıştım ama aklım başka yerdeydi. Defterimin kenarına büyük harflerle şunu yazdım:
Baro yönetim kurulu kaç üye?
Yanımda oturan arkadaşım deftere baktı, güldü.
– “Bunu mu takıldın?”
Omuz silktim.
– “Bilmiyorum. Sanki cevabı bilsem hayatım biraz daha oturacakmış gibi hissediyorum.”
Aslında bu cümleyi söylerken biraz utanmıştım. Çünkü “bir yönetim kurulu üyesi sayısı” nasıl olur da bir insanın iç dünyasında bu kadar yer kaplar, ben de anlamıyordum.
Ama bazı günler insan küçük şeylere tutunuyor.
Kayseri’nin Soğuk Akşamı ve İçimdeki Sıcaklık
Eve yürürken hava soğumuştu. Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme çarpıyordu. Ellerim cebimde, kafamda aynı soru dönüyordu:
Baro yönetim kurulu kaç üye?
Sanki cevabı bulursam içimde eksik olan bir şey tamamlanacakmış gibi.
Yolda bir marketin camına yansıdım. Kendime baktım. Yorgun bir yüz, biraz dağınık saçlar, fazla düşünmekten ağırlaşmış gözler.
İçimden geçirdim:
“Bu kadar küçük bir şey neden bu kadar büyük hissediliyor?”
Cevap yoktu. Ama sorular bazen cevaplardan daha dürüsttür.
Evde Sessizlik ve Defterler
Eve girince ayakkabılarımı çıkardım. Ev sessizdi. Sessizlik bazı günler huzur verir, bazı günler insanı daha çok içine çeker. O gün ikinciydi.
Odamda masama oturdum. Defterlerim zaten açıktı. Ben günlük tutmayı severim. Yazmak bana hep iyi gelmiştir. Ama o gün yazdığım şeyler bile dağınıktı.
Bir satır:
“Bugün kendimi eksik hissediyorum.”
Altına bir başka satır:
“Baro yönetim kurulu kaç üye acaba gerçekten önemli mi, yoksa ben bir şeye mi tutunuyorum?”
Kalemi bıraktım. Pencereye baktım. Dışarıda Kayseri gecesi… sert, net, biraz da yalnız.
Telefon ve Kısa Bir Konuşma
Telefonum çaldı. Arkadaşım arıyordu.
– “Ne yapıyorsun?”
– “Hiç. Düşünüyorum.”
– “Ne üzerine?”
Bir an durdum. Cevabı basit gibi söylemeye çalıştım:
– “Baro yönetim kurulu kaç üye?”
Hattın diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra kahkaha geldi.
– “Sen ciddi misin?”
– “Ciddiyim.”
– “Abi bunu niye bu kadar taktın?”
İşte o an sustum. Çünkü “bilmiyorum” demek daha kolaydı ama gerçek cevap o değildi. Asıl mesele sayı değildi. Asıl mesele benim içimde bir şeylerin sürekli eksik hissettirmesiydi.
– “Bilmiyorum,” dedim sonunda. “Sadece öğrenmek istiyorum.”
Ama ikimiz de biliyorduk ki konu öğrenmek değildi.
Bir Soruya Fazla Anlam Yüklemek
Gece ilerledikçe oda daha da sessizleşti. Ben deftere bakmaya devam ettim. Bir noktada fark ettim ki, Baro yönetim kurulu kaç üye? sorusu benim için bir bilgi sorusu olmaktan çıkmıştı.
Bu soru, sanki şunu soruyordu:
“Bir şeyleri kontrol edebiliyor musun?”
Ya da daha derininde:
“Hayatında kaç kişi gerçekten bir şeyleri birlikte taşıyor?”
Belki de bu yüzden takılmıştım.
Çünkü yalnız hissettiğim zamanlarda sayılar bile anlam değiştirir.
Kendi İç Sesimle Tartışma
İçimde bir ses:
“Bunun ne önemi var?”
Diğer ses:
“Önemi var çünkü sen önem veriyorsun.”
İlk ses:
“Bu saçma.”
İkinci ses:
“Belki de değil.”
Bu iç tartışma uzadıkça uzadı. Ben deftere yeni bir satır daha yazdım:
“Bazen insan bir sayıyı değil, o sayının temsil ettiği şeyi merak eder.”
Kalemi bıraktım. Ellerim biraz titriyordu.
Ertesi Gün ve Küçük Bir Gerçek
Sabah olduğunda gözlerim yorgundu. Uykusuzluk sadece bedenimi değil, düşüncelerimi de ağırlaştırmıştı.
Kütüphaneye gittim. Kitapların kokusu her zamanki gibi sakinleştiriciydi. Orada bir kitap açtım. Sayfaları çevirdim. Meslek örgütlenmesiyle ilgili bir bölümde kısa bir bilgi vardı.
Orada yazan şey çok basitti.
Ama beni asıl sarsan bilgi değil, o bilginin bende uyandırdığı duyguydu.
Çünkü aslında aradığım şey hiçbir zaman sadece sayı değildi.
Ben sadece bir düzen görmek istemiştim.
Bir şeylerin belli bir yapısı olduğunu bilmek istemiştim.
Ve o yüzden tekrar düşündüm:
Baro yönetim kurulu kaç üye?
Cevap artık o kadar da önemli görünmüyordu. Çünkü mesele cevap değil, benim neden bu soruya tutunduğumdu.
Bir Bankta Otururken Gelen Farkındalık
Kütüphane çıkışında bir banka oturdum. İnsanlar geçiyordu. Herkesin bir yönü vardı. Bir yere yetişiyorlardı.
Ben ise sadece oturuyordum.
O an içimde bir şey kırılmadı ama yumuşadı.
Kendime şunu söyledim:
“Sen aslında kaybolmadın. Sadece biraz yoruldun.”
Ve bu cümle garip şekilde iyi geldi.
Eksiklik Hissi ve Büyümek
25 yaşında olmak bana hep bir ara istasyon gibi geliyor. Ne tamamen başladığın yerdesin ne de tamamen vardığın yerdesin.
Ve bazen insan bu arada kalmışlıkta küçük sorulara büyük anlamlar yüklüyor.
Ben de öyle yapmıştım.
Baro yönetim kurulu kaç üye? sorusu aslında bir meslek bilgisi değil, bir iç huzur arayışıydı.
Bunu fark etmek bile garip bir rahatlık verdi.
Çünkü en azından ne aradığımı anlamaya başlamıştım.
Akşam ve Kendimle Barışma
Akşam eve döndüğümde defteri tekrar açtım. Uzun uzun baktım.
Sonra tek bir cümle yazdım:
“Bazı sorular cevaplandığında değil, neden sorulduğu anlaşıldığında hafifler.”
Kalemi bıraktım.
O an içimde garip bir sakinlik vardı.
Soru hâlâ oradaydı ama artık ağırlık yapmıyordu.
Çünkü artık biliyordum:
Ben aslında bir sayı aramıyordum.
Ben sadece kendi içimde bir denge arıyordum.
Ve bazen insan bunu fark ettiğinde, en karmaşık sorular bile yavaşça susuyor.
Şunları da İnceleyin: Banyo fayanslarını en iyi ne temizler ?
Okumaya Değer: Baro ne işe yarar ?